Advert

DİYARBAKIR BÜTÜN OYUNLARI, ALTÜST ETTİ.

15 Kasım 2013 Cuma günü akşam, İstanbul, Ankara, İzmir, Manisa, Eskişehir başta olmak üzere, Ülke genelinde Mütevelli heyet başkanları Başkanlığında Tüm Cemaat Toplanarak Dershaneler bahane gösterilerek, Başbakanımız Sayın ERDOĞAN, Vatan haini İlan edildi, 30 Mart Seçimleri için CHP'nin desteklenmesi, MHP'nin güçlü olduğu Yerlerde ise MHP'nin desteklenmesi kararı alındı,

DİYARBAKIR BÜTÜN OYUNLARI, ALTÜST ETTİ.
DİYARBAKIR BÜTÜN OYUNLARI, ALTÜST ETTİ. Admin
Bu içerik 130 kez okundu.
Advert

DİYARBAKIR BÜTÜN OYUNLARI, ALTÜST ETTİ.

15 Kasım 2013 Cuma günü akşam, İstanbul, Ankara, İzmir, Manisa Eskişehir başta olmak üzere, Ülke genelinde Mütevelli heyet başkanları Başkanlığında Tüm Cemaat Toplanarak Dershaneler  bahane gösterilerek, Başbakanımız Sayın ERDOĞAN, Vatan haini İlan edildi, 30 Mart Seçimleri için CHP'nin desteklenmesi, MHP'nin güçlü olduğu Yerlerde ise MHP'nin desteklenmesi kararı alındı, 

'Öcalan'ı verdiler Gülen'i aldılar Erdoğan'ı...'

Ülkemiz genelinde bu kararın alınmasının nedeni, Bir gün sonra 16 Kasım 2013 Cumartesi günü Diyarbakır'da yapılacak olan, Barış süreci Provoke edilecek, buradaki bir kıvılcım, Ülke genelinde gösterilerinde başlangıcı olacaktı, 17 Aralık Darbe Operasyonu 16-17 Kasım tarihinde yapılacak, Hakan Şükür başta olmak üzere Ak Partiden Yaklaşık 50 Milletvekili istifa edecek daha sonra bu sayının 70'lere bulması bekleniyor, Ülke geneline yayılmış gösterilerin, Gezi Parkı olaylarında olduğu gibi, Devlet Otoritesini  sarsmak, Ne pahasına olursa olsun Hükümeti görev başından uzaklaştırmak, Fethullah Gülen'i  Kurtarıcı Halife olarak Ülkeyi getirmek.. Bu yapı 17 Aralık ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde açıkça ve doğrudan yargı erkinin imkanlarını kullanarak millet iradesinin temsilcisi hükümete darbe yapmaya kalkmıştı. Bu darbe girişimi hükümetin yürütme güçlerini devreye sokmasıyla püskürtülmüştür.


Sağ duyu sahibi halkımız bu yaşananlara ibretle izledi, Provokatörlerin oyununa gelmedi. Tehlike bertaraf edilmiş değil 30 Mart yerel seçimler mutlak engellenecek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Yassıada benzeri mahkemede yargılayacaktı. ''Dönemin Başbakanı'' yazılı iddianamesi bile hazır olan Erdoğan, ''Terör örgütü lideri'' sıfatıyla hâkim karşısına çıkacak.
30 Mart Seçimleri engellenmezse, Ağustos ayı içersin de Yapılacak Halk tarafından seçilecek Cumhurbaşkanlığı Seçimini engellemek.

Asıl Halkımızın bilmesi gerekli olan, 20'Mart 1999 günü  Fethullah Gülen'in CIA Tarafından Amerika ya götürülmesi, Terörist Başı ÖCALAN la takas edilmesi,

1990'lı Yıllarda İngiliz ve Alman Ajanları Pasaportsuz olarak Türkiye ye gelip, yalılarda kalıyorlar, bu süreçte Alman Derin devletinin Türkiye'de Yaptığı bazı Operasyonlar İsrail ve ABD'nin çıkarlarına zarar verdiğinden (Çiller ve Yılmaz Hükümetleri döneminde) İsrail ve ABD rahatsız oldular, Önceleri Mossad Usülü Gülen'e Suikast düşünüyorlar, Daha sonraları ABD'ye götürüp çıkarları doğrultusunda kullanmayı daha uygun görüyorlar, gerekli girişimler yapılıyor.

Gülen'e karşı Terörist başı Öcalan,1979'Yılında Suriye ye geçen Öcalan Suriye'nin himayesinde, Teröristler Suriye den Türkiye'ye girip eylem yapıp tekrar Suriye ye dönüyorlardı.
Türkiye 19 yıl boyunca Suriye ile Diplomatik görüşmelerde bulundu, bir çok heyet gönderdi, bir sonuç alamadı.

16 Eylül 1998'de, dönemin Kara Kuvvetler Komutanı Orgeneral Atille Ateş Suriye sınırında sert konuşma yaptı Suriye yi uyardı, Asıl gerçek İsrail ve ABD'nin baskısıyla, Öcalan 09 Ekim 1998'de Şam'dan Stockholm'e giden tarifeli bir uçakla Atina'ya gitti.
11 Ekim 1998'de Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Öcalan'ın Rusya da olduğunu açıkladı, Daha sonra İtalya tekrar Yunanistan, İsrail ve ABD'nin Baskısıyla hiç bir Avrupa Ülkesi Öcalan'ı kabul etmedi ve Beyaz Rusya ya geçti, 02 Şubat günü de Uçak değiştirip Atina'dan Kenya'ya gitti Kenya'da Yunanistan Büyükelçisinin konutunda kaldı.

04 Şubat 1999'da CIA'nın Ankara temsilcileriyle MİT'in Resmi konutunda toplantı yapılıyor, Ertesi günü 05 Şubat günü Antalya'da CIA Yetkilileri Kenya'ya gidecek 7'kişilik ekibi dört gün eğitiyorlar ve 10'şubat günü 7'kişilik ekip Sudan'a gönderiliyor, Antalya'da MİT görevlisi CİA yetkilisini Öcalan neden sizin için önemli, cevap ilginç, bizi ilgilendiren Apo değil, Fethullah Gülen..

15 Şubat 1999'günü 7'kişilik Ekip Kenya Nairobi Hava alanında bekliyorlar. Öcalan Avrupa ya gitmek üzere Yunanistan Büyükelçiliğinden ayrılıyor, Akşam Saat 19-20'Sularında Öcalanı getiren Otomobil Türk ekibini taşıyan uçağın yanına kadar geliyor, Öcalan Hollanda ya gideceğini sandığından çok rahat şekilde elinde Valiziyle Uçağa biniyor, İçeriye girer girmez MİT görevlileri tarafından yakalanıp, Elleri ağzı ve gözleri anında bantlanıyor, 16 Şubat Saat 03.00 suları İstanbul'a getiriliyor. Öcalan getirildikten sonra.  21 Mart 1999 günü sağlık problemlerini sebep gösterilerek Gülen, CIA tarafından  Amerika Birleşik Devletleri'ne götürülüyor.  Öcalan'la Takas gerçekleştirilmiş oluyor.
O günkü Derin güçlerin en büyük takası olarak Tarihteki yerini aldı...

Zamanın Başbakanı Merhum Bülent Ecevit ise Şaşkınlığını gizleyemedi nasıl oldu Öcalan
'ı kucağımızda bulduk.
17 Aralık'ta yapılan Küresel Operasyonun amacı 30 Martta Yapılacak genel yerel seçimleri yaptırmamak, daha sonra Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı olmasın, Ülkeyi tekrar 03 Kasım 2002 Öncesine götürmek..Zülfikar Gençtürk - 10/Ocak/2014  Mesaj Gazetesi

Almanya aşığı

17-25 Aralık sözde yolsuzluk operasyonu, 15 Temmuz Darbesi kadar tehlikeli ve sinsi bir darbeydi. 17 Aralık operasyonu ile Erdoğan ve ekibi, Ak Parti'den tasfiye edilecek, parti FETÖ, AB ve Amerikancı ekibe bırakılacaktı. Operasyon ABD'nin isteği doğrultusunda AKP'deki milli kanadı tasfiyeye yönelikti. Daha olmazsa Ak Parti'yi komple tasfiye edeceklerdi...

Plan tamamdı. Düğmeye basıldı... FETÖ'nün üst kadrosundan Mustafa Yeşil o zaman şunu demişti: "Erdoğan ya intihar ettirilecek ya da akıl hastanesine yatırılacak" Cesurca konuşuyorlar, korku salıyorlardı...

Operasyon başlar başlamaz Erdoğan'ın korkup görevi bırakacağını sandılar. Saldırı şekli ve içeriği çok sinsiceydi. Dikkatli okuyun...

Operasyon yoğun "psikolojik harp" içeriyordu. Erdoğan, o tarihlerde her konuşmasında sürekli 4 parmağı ile rabia işareti yapıp içeriğini anlatıyordu. 17-25 Aralık'ta 4 Bakana yolsuzluk operasyonu yapıldı. Hemen ondan sonraki günlerde rabia işaretindeki dört parmağa dört bakanın ismini verdiler. Rabia işaretini yapıp dört yolsuzluk yapan bakanın ismini-resmini koyup günlerce kirli propaganda yaptılar...
Dedim ya, üst aklın hazırladığı yoğun psikolojik harp içeren bir operasyondu...

Bitmedi, dikkatli okuyun...

Operasyon Halk Bankası'na kadar uzadı. Halk Bankası'nın müdürünün evine yapılan baskında para dolu "ayakkabı kutuları" bulundu. TV ve gazetelerde çarşaf çarşaf gösterildi. Durun bir dakika! Neden başka bir kutu değil de ayakkabı kutusu? AKP'nin açılımını 'A'yakkabı 'K'utusu Partisi yaparak ondan sonraki günlerde kirli bir propaganda yapmak içindi. Dedim ya, üst akıl psikolojik harbi çok iyi ayarlamıştı.

Ondan sonraki 3 ay boyunca sosyal medyada, caddelerde, eylemlerde, gazete ve kanallarda yoğun olarak AKP açılımını "Ayakkabı Kutusu Partisi" haline getirip kirli bir propaganda yaptılar. Dedim ya, ayakkabı kutusunun kullanılması boşa değildi. İtibarsızlaştırma operasyonu için tüm bu detaylar önemliydi. Erdoğan'ı halkın gözünde itibarsızlaştırmadan indiremezlerdi...

Mevzuyu daha iyi anlamak için daha derinlerde kazı yapalım. Pür dikkat okuyun. Küpün ağzını açıyorum...

Amerika, 1945'te Türkiye'de kurdurduğu Gladyo'sunda bir değişiklige gidiyordu. FETÖ, Amerika'nın Türkiye'deki yeni Gladyosu-Derin Yapısı olacaktı. AKP, bunun gerçekleşmesi için yardımcı olacak siyasi yapıydı. Fakat Ak Parti toplama bir partiydi. AB'ci, Amerikancı, FETÖ'cü ekip vardı. Bir ekip daha vardı. Sıkı durun.

Devletin içindeki milli kanadın Ak Parti'nin içine yerleştirdiği bir ekip vardı: Erdoğan ve ekibi.

Erdoğan ve ekibi ilk zamanlarda FETÖ, AB ve Amerikancı ekiple iyi geçindi, pürüz çıkarmadı, sessizdi. Tehlikesiz olduklarını hissettirmek için bunu yaptılar. Fakat 2007'den sonra ayrışma kontrollü olarak başladı. FETÖ, Ak Parti'de Erdoğan ve ekibinin öne çıkıp partide etkin olmasına karşıydı. Durumu ciddi şekilde fark etmişlerdi. Uygun zamanda AB'ci ve Amerikancılarla birleşip Erdoğan ve ekibini tasfiye edeceklerdi. Bunu ABD de istiyordu...

Burayı dikkatli oku.

FETÖ'nün önünde 3 adam engeldi:
Erbakan Hoca. Muhsin Yazıcıoglu. Recep Tayyib Erdoğan.

Erbakan Hoca, yaşlı ve hastaydı. Etkisi azdı. 2011'de vefat edecekti. Muhsin Yazıcıoğlu, Erdoğan indirilip tasfiye edilmeden ortadan kaldırılacaktı. Nitekim 2009'da Muhsin Başkanı şehit edilecek, ardından Erdoğan'ı da indirip sucu onun üzerine atıp önünde engel olan 3 adamdan tamamen kurtulmuş olacaklardı.

Her şey tamamdı. 17 Aralık 2013'te Erdoğan'a operasyonu başlattilar. Karşılarında milli direniş hattını buldular. İşte bu milli karargahtı. Millet de bunun içindeydi ama devlette bulunan insanlar da vardı. Bu saldırıda başarılı olamayınca 15 Temmuz'da işi komple bitirecek bir saldırı başlattı. Efendisi ABD ile birlikte milli direniş hattından büyük bir tokat yedi... En sonunda Erdoğan, Ak Parti'den FETÖ'cü, AB'ci ve Amerikancı ekibi tasfiye etti...

Son sözü Victor Hugo'ya bırakıyorum:
"Kimse senin dalgalarla nasıl boğuştuğuna bakmaz, gemiyi limana getirip getirmediğine bakar"

Dalgalarla boğuşmak zordu. Burayı kaçırmayın... İşin zorluğunu anlayın...
Sevgi ve saygı ile...

17-25 Aralık: FETÖ'nün 'yargısal darbe' girişimi

FETÖ üyeleri, 7 yıl önce 17-25 Aralık'ta, terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'in talimatıyla devleti zor duruma düşürmek ve hükümete birçok koldan darbe vurmak için karanlık operasyonlarını uygulamaya başladı.

17.12.2020

17-25 Aralık: FETÖ'nün 'yargısal darbe' girişimi
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) devleti zor duruma düşürmek ve hükümete birçok koldan darbe vurmak için gerçekleştirdiği 17-25 Aralık yargısal darbe teşebbüsünün üzerinden 7 yıl geçti.

Terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'den talimat alan örgüt üyeleri, 17-25 Aralık 2013'te karanlık operasyonlarını uygulamaya başladı.

FETÖ'nün kumpası, kısa bir süre sonra ters tepti, emniyet ve yargıdaki FETÖ üyeleri meslekten uzaklaştırıldı. 17-25 Aralık 2013, örgütle mücadelede adeta milat oldu, 1970'li yıllardan itibaren devletin önemli kurumlarına sızmaya başlayan FETÖ ile her alanda kararlı bir mücadeleye girişildi.

Tohumları MİT kumpasıyla atıldı

17-25 Aralık operasyonlarının tohumu, FETÖ mensuplarınca 2012 yılında atıldı. O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümete yönelik kumpas için 7 Şubat 2012'de harekete geçen FETÖ'nün yargıdaki üyeleri, MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 kişiyi, kapatılan Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine ifadeye çağırdı.

MİT kumpası için o dönem başbakanlık görevinde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ameliyata girmesini bekleyen örgüt üyelerinin planları, ameliyatın gecikmesiyle altüst oldu.

İfadeye çağrılma olayına ilişkin bilgilendirilen Erdoğan, Hakan Fidan'a ifade vermeye gitmemesini söyleyerek kumpası bozdu. MİT kumpasını planlayan ve soruşturmayı yürüten savcı ve emniyet müdürleri görevden alındı.

MİT kumpasında başarısız olan FETÖ, bu kez 17-25 Aralık kumpası için harekete geçti.

Örgüt mensubu özel yetkili savcılar, soruşturmanın konusu özel yetkili savcılıkların baktığı bir alan olmamasına rağmen, 6 Mart 2012’de "ihaleye fesat karıştırma" suçlamasıyla soruşturma açtı. Kanuna aykırı olarak başlanan soruşturma kapsamında, yasa dışı birçok telefon dinlemesi yapıldı.

Örgüt mensupları tarafından "ihaleye fesat karıştırma" iddiasıyla yürütülen soruşturmanın fezlekesinde Yasin El Kadı'nın terör örgütü finansörü gibi gösterildiği, Başbakan ile hükümette görev alan bakanların da bu kişiyle irtibata geçtiği algısı oluşturuldu.

17-25 Aralık 2013'e kadar birçok dinleme kararı verildi. Haklarında soruşturma yapılması kanunen izne tabi olan veya mümkün olmayan Başbakan, bakan ve üst düzey devlet idarecileri dolaylı olarak dinlemeye alınırken, bunlar tape haline getirildi. Böylece bu kişiler, şüpheli olmadıkları dosyaya eklendi.

Örgüt bu dosyayı kendi uhdesinde (özel yetkili) tutup başka bir savcı veya hakimin kontrolüne bırakmak istemeyerek uzun soluklu dinlemelerle kurduğu kumpasın taşlarını tek tek döşemeye başladı. Buradaki bazı dinleme kararları 24-25 kez uzatılırken, bazı kararlar sahte veya gerçek olmayan isimler adına alındı.

17 Aralık 2013'te 25 Aralık kumpasının başındaki FETÖ firarisi eski savcı Muammer Akkaş, polise verdiği talimatla soruşturmanın sonlandırılması ve fezlekesinin kendisine gönderilmesi talimatını verdi.

Kumpas için FETÖ üyesi firari eski savcı Zekeriya Öz harekete geçti

Aynı gün, firari FETÖ üyesi eski savcı Zekeriya Öz de 17 Aralık kumpas soruşturmasının düğmesine basarak, aralarında kamu görevlileri ile iş adamlarının da bulunduğu kişilere yönelik operasyon başlattı, bu kişiler FETÖ üyesi polisler tarafından gözaltına alındı.

FETÖ firarisi gazetecilerle odasında oturan Zekeriya Öz, diğer gazetecileri de sözde operasyona ilişkin bilgi vermek için yanına çağırdı.

Hukuksuz yapılan soruşturmaya ilişkin alaycı bir üslupla bilgi veren Öz, isim vermeden Erdoğan'a karşı tehditkar bir dil kullanıyordu.

Zekeriya Öz, gazetecilerin "Hükümete ve Başbakan'a yönelik bir işlem var mı?" sorusuna o tarihte geçiştiren cevaplar verip kabul etmese de ilerleyen tarihte soruşturmaya bakan FETÖ firarisi eski savcı Celal Kara, MİT tırlarının görüntülerini yayınladığı gerekçesiyle firari olarak yargılanan Can Dündar’a verdiği röportajda, "1 numara Erdoğan'dı." dedi.

FETÖ üyesi Öz, bununla da yetinmeyip 17 Aralık operasyonundan sonra emniyette yapılan değişiklik sonrası, hukuksuz işlemleri durdurmak isteyen polislere baskı amacıyla emniyete giderek şov yaptı.

Her iki operasyon da başsavcılığa haber verilmeden yapıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bu gelişmeler üzerine, FETÖ mensubu savcıların elinde başka bir kumpas dosyası bulunabilme ihtimaline karşı harekete geçti.

O tarihte Başsavcı olan Turan Çolakkadı, ikinci bir operasyona kalkışmak isteyen FETÖ üyesi eski savcı Muammer Akkaş’tan bilgi istedi. Akkaş, Başsavcı’ya sonraki gün bilgi vereceğini ileterek, yanından ayrıldı. Akkaş, 17 Aralık'tan bir hafta sonra 25 Aralık'ta, Başsavcı Çolakkadı'nın talimatına uymayarak kumpas operasyonunu uygulamaya kalktı.

25 Aralık operasyonunda farklı bir gelişme yaşandı. Akkaş, hukuksuz talimatlar verse de 17 Aralık kumpasından sonra açığa alınan FETÖ üyelerinin yerine getirilen emniyet ve jandarma ekipleri, bu hukuksuz gözaltı talimatlarını işleme koymadı.

Sosyal medyada FETÖ lehine algı operasyonu yapıldı

Talimatları yerine getirilmeyince FETÖ üyesi medya mensuplarını kullanarak operasyon bilgilerini sızdıran eski savcı Muammer Akkaş, tarihte daha önce yaşanmamış şekilde adliye önünde yasa dışı basın açıklaması yaptı. Aynı günün sabahında bazı gazetecilerin maillerine operasyon bilgileri, hazırlanmış haberler ve fezlekeden detaylar gönderildi.

17 ve 25 Aralık'a ait soruşturma dosyasında olanlar, montajlananlar hatta dosyada olmayan ses kayıtları örgütün sosyal medya hesaplarında gerçekmiş gibi paylaşılmaya başlanarak, algı operasyonuna hız verildi.

FETÖ'den tutuklu, Hrant Dink cinayeti davasının sanığı gazeteci Ercan Gün gibi bazı isimler 25 Aralık sabahında gözaltı listeleri ve soruşturma detaylarına varana kadar tüm bilgileri sosyal medya hesaplarından paylaştı. STV, Zaman Gazetesi, Cihan Haber Ajansı, Bugün gazetesi, Taraf gazetesi gibi örgüte ait medya organlarında FETÖ'nün propagandası yapıldı.

Örgüt, geleneksel medyanın yanı sıra sosyal medyadan da örgüt propagandası yapıyordu. "Başbakan'ın yurt dışına kaçtığı" öne sürülerek, örgütün amacına hizmet eden algı faaliyeti yürütülüyordu.

Düzenlenen operasyon ve operasyondaki isimler, devletin kurumlarına sızan örgüt mensupları tarafından, örgütün propaganda amacıyla kurduğu "Fuat Avni" hesabının kullanıcısına sızdırılıyor, gizli kalması gereken soruşturma bilgileri bu hesaptan anbean ifşa ediliyordu.

Bu sızmaya rağmen adresinde bulunan eski emniyet müdürleri gözaltına alınırken şov yapıyor ve örgütten aldıkları talimatları tek tek yerine getiriyordu.

Kumpasın başrollerindekiler firar etti

Seçilmiş meşru hükümete karşı FETÖ tarafından yapılan yargı darbesi girişimi sonrası, devletin gösterdiği refleksle, örgütle mücadeleye hız verildi. FETÖ üyesi kişiler tek tek yakalanıp yargı önüne çıkarılmaya başlandı.

FETÖ kumpasının başaktörlerinden olan örgüt üyesi savcılar, adalet önünde hesap vermek yerine firar etti. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararnamesiyle görevden uzaklaştırılmalarına karar verilen FETÖ üyesi eski savcılardan Muammer Akkaş, Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç yurt dışına kaçtı.

Firar eden isimlerden dikkat çeken bir diğeri ise eski komiser yardımcısı FETÖ üyesi Hüseyin Korkmaz'dı. 17-25 Aralık kumpasında yer alan ve 17 ay tutuklu kaldıktan sonra adli kontrol şartıyla tahliye edilen Korkmaz'ın, polislerin kendi aralarında "spark" adlı programda yaptıkları yazışmalarda kullandığı, "Nefes aldırmayacağız, tüm kabineyi buraya toplayacağız." şeklinde ifadeleri de ortaya çıktı.

Tahliye olduktan sonra yurt dışına çıkış yasağı olmasına rağmen ABD'ye kaçan Korkmaz'ın, eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla'nın ABD’de yargılandığı davada tanık olduğu daha sonra ortaya çıktı. Korkmaz, beraberinde belge kaçırıp FBI yetkililerine teslim ettiğini, FBI tarafından kendisine 50 bin dolar mali yardım yapıldığını davada itiraf etti.

Örgüte karşı ilk operasyon 22 Temmuz 2014'te yapıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca görevlendirilen yeni savcılar, FETÖ üyelerinin yapmış olduğu 17 ve 25 Aralık kumpas soruşturmasında takipsizlik kararı verdi.

Savcılığın verdiği takipsizlik kararında, dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan FETÖ firarisi Hamza Tosun'un, 17 Aralık 2013'te ABD'de yaşayan, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in yardımcısı Sinan Dursun ile telefonda görüştüğü, Tosun'un bu görüşmeden sonra dinleme işlemlerine son verdiği yer aldı. FETÖ'cülerin hazırladığı fezlekede de o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan "dönemin başbakanı" olarak bahsedildiği ortaya çıktı.

Savcılık, FETÖ üyesi kamu görevlilerine yönelik soruşturmaların titizlikle ve gizli olarak yürütülebilmesi için yoğun çaba sarf etti. Zira 17 ve 25 Aralık operasyonunu yapan ekip her ne kadar uzaklaştırılsa da hala deşifre olmayan polis ve yargı mensupları, soruşturmaları engellemeye çalıştı. Bu durumun önüne geçmek için Sulh Ceza Hakimlikleri kuruldu.

Hakimliklerin kurulmasının ardından savcılık, 25 Aralık dosyasında görev alan örgüt mensubu polislere yönelik önce 22 Temmuz 2014'te, ardından 1 Eylül 2014'te operasyonlar düzenledi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı hem 17 Aralık hem de 25 Aralık operasyonunu düzenleyen o dönemin emniyet müdürleri ve FETÖ elebaşı hakkında iki ayrı iddianame düzenledi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi "17 Aralık kumpas" davasını, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de "25 Aralık kumpas" davasını karara bağladı.

Verilen cezalar

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, terör örgütü elebaşı firari Fetullah Gülen, ABD'deki Hakan Atilla davasında tanıklık yapan Hüseyin Korkmaz ile eski Emniyet Müdürü Yakub Saygılı'nın da aralarında bulunduğu 71 sanıklı "25 Aralık darbeye teşebbüs" davasına ilişkin kararını 24 Aralık 2018'de verdi.

Mahkeme heyeti, sanıklar Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, Mahir Çakallı, Arif İbiş, Mustafa Demirhan, Mehmet Habib Kunt, İbrahim Şener, Mehmet Fatih Yiğit ve Mehmet Akif Üner'in "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını kararlaştırdı.

Sanıklar Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, Arif İbiş, Mehmet Habib Kunt, İbrahim Şener, Mehmet Fatih Yiğit ve Mehmet Akif Üner'i "özel hayatın gizliliği ihlal" ve "haberleşmenin gizliliğini ihlal" suçlarından ayrı ayrı toplam 127 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptıran mahkeme, Mustafa Demirhan'a da bu suçlardan toplam 131 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verdi.

Firari sanıklar FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, ABD'deki Hakan Atilla davasında tanıklık yapan Hüseyin Korkmaz, eski Emniyet Müdürü Hamza Tosun ile Sinan Dursun, Engin Filiz ve Sinan Sağyalavaç'ın dosyasının tefrik edilmesine karar veren heyet, 24 sanığın tüm suçlardan beraatine, diğer sanıkların da benzer suçlardan çeşitli oranlarda hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi de örgüt elebaşı Gülen ile eski emniyet müdürleri ve Hüseyin Korkmaz'ın da aralarında bulunduğu 10'u tutuklu, 6'sı firari 67 sanığın yargılandığı davaya ilişkin 18 Mart 2019'da karar verdi.

Mahkeme heyeti, Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, Nazmi Ardıç, İbrahim Şener, Mehmet Akif Üner, Arif İbiş, İsmail Arpacı, Mustafa Demirhan, Mehmet Sait Sevinç, Ahmet Kalender, Ahmet Üzümcü, Ayhan Arıkanoğlu, Duran Denizci ve Adem Atik'in "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına hükmetti.

Mahkeme, sanıklar Yakup Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, İbrahim Şener ve Mehmet Akif Üner'i ayrıca, Erdoğan ile eski bakanlar Mehmet Zafer Çağlayan ve Muammer Güler'e karşı "haberleşmenin gizliliğini ihlal etme" suçundan toplam 28 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Sanıklar Yakup Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, İbrahim Şener ve Mehmet Akif Üner'e, eski bakanlar Mehmet Zafer Çağlayan, Muammer Güler ve Egemen Bağış'a yönelik "özel hayatın gizliliğini ihlal etme" suçundan da toplam 13 yıl hapis cezası verildi. Bu sanıkların her biri 41 yıl altışar ay hapse mahkum edilmiş oldu.

Mahkeme, o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski bakanlar Zafer Çağlayan ve Muammer Güler'e karşı "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçundan sanık Arif İbiş'i 13 yıl, Mustafa Demirhan'ı 28 yıl 6 ay, İsmail Arpacı ve Mehmet Sait Sevinç'i 4 yıl altışar ay, Ömer Atalay ile Sefa Erdal'ı da 28 yıl altışar hapis cezasına çarptırdı.

Sanıklar Nazmi Ardıç, Ahmet Kalender, Ahmet Üzümcü, Ayhan Arıkanoğlu, Duran Denizci, Adem Atik'i eski bakan Erdoğan Bayraktar'a yönelik "haberleşmenin gizliliğini ihlal etme" suçundan 10 yıl ikişer ay hapse mahkum eden mahkeme, sanık Mutlu Acil'in "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 1 yıl 8 ay hapis ve 6 bin 509 lira adli para cezasına çarptırılmasına karar verdi.

Diğer 22 sanığa "örgüt üyeliğinden" ceza verilmesine, 24 sanığın da tüm suçlardan beraatine karar veren mahkeme heyeti, sanıklar FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, eski emniyet müdürü Hamza Tosun, ABD'deki Hakan Atilla davasında tanıklık yapan Hüseyin Korkmaz, eski polisler Alparslan Çalışkan, Sinan Sağyalavaç ve Hayri Akın'ın dosyalarının firari olmaları nedeniyle ayrılmasına hükmetti.

Her iki karar da istinaf mahkemelerince hukuka uygun bulundu.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Anayasa değişikliğiyle aile kurumumuza yönelik tehditlerin önüne bir set daha çekmiş olacağız
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Anayasa değişikliğiyle aile kurumumuza yönelik tehditlerin önüne bir set daha çekmiş olacağız
İşte son seçim anketi! Kısa sürede büyük fark! Tam 31 puan birden... AK Parti CHP MHP İYİ Parti HDP güncel oy oranları
İşte son seçim anketi! Kısa sürede büyük fark! Tam 31 puan birden... AK Parti CHP MHP İYİ Parti HDP güncel oy oranları